
Devam Eden Tövbe
14.Daimi Tövbe 1
Giriş: Leslie: Günahlarınızdan gerçek anlamda tövbe ettiğinizi nasıl anlarsınız? İçinizde yaşam olmasından anlarsınız. Karşınızda Nancy Leigh DeMoss.
İyi işler, tövbekar bir yürekten dışarı sızar. Meyve yoksa kök de yoktur. Yani kökün varlığına dair herhangi bir kanıt yoktur, yaşam yoktur, gelişim yoktur. Eğer tövbe yoksa sadece ölüm vardır. Güney Kaliforniya’da vaaz veren meşhur bir evanjelisti dinlemeye giden Mickey Cohen adındaki ünlü gangsterle ilgili bir öykü okumuştum. Gangster toplantıdan sonra orada verilen mesajla ilgilendiğini dile getirmişti. Birkaç kişi onunla konuşmuş ve İsa Mesih’te karar kılması yönünde ona gerçek anlamda destek vermişlerdi. Gangster hemen o anda İsa Mesih’e iman etmeye karar vermedi ama bir süre sonra bir başka arkadaşı onu İsa Mesih’i hayatına davet etmeye çağırdı. O, bu defa bunu yapmaya karar verdi. Ancak o günden sonra hayatında tövbeye veya değişime yönelik herhangi bir belirti görülmedi. Daha sonra, yaptığı dolandırıcılık ve şantajları kastederek, arkadaşına “Bana yaptığım işi bırakmam gerektiğini söylememiştin” …
14.Daimi Tövbe 1
Giriş: Leslie: Günahlarınızdan gerçek anlamda tövbe ettiğinizi nasıl anlarsınız? İçinizde yaşam olmasından anlarsınız. Karşınızda Nancy Leigh DeMoss.
İyi işler, tövbekar bir yürekten dışarı sızar. Meyve yoksa kök de yoktur. Yani kökün varlığına dair herhangi bir kanıt yoktur, yaşam yoktur, gelişim yoktur. Eğer tövbe yoksa sadece ölüm vardır. Güney Kaliforniya’da vaaz veren meşhur bir evanjelisti dinlemeye giden Mickey Cohen adındaki ünlü gangsterle ilgili bir öykü okumuştum. Gangster toplantıdan sonra orada verilen mesajla ilgilendiğini dile getirmişti. Birkaç kişi onunla konuşmuş ve İsa Mesih’te karar kılması yönünde ona gerçek anlamda destek vermişlerdi. Gangster hemen o anda İsa Mesih’e iman etmeye karar vermedi ama bir süre sonra bir başka arkadaşı onu İsa Mesih’i hayatına davet etmeye çağırdı. O, bu defa bunu yapmaya karar verdi. Ancak o günden sonra hayatında tövbeye veya değişime yönelik herhangi bir belirti görülmedi. Daha sonra, yaptığı dolandırıcılık ve şantajları kastederek, arkadaşına “Bana yaptığım işi bırakmam gerektiğini söylememiştin” diye çıkıştı. Ayrıca birlikte çalıştığı öteki gangsterleri kastederek, “Arkadaşlarımla ilişkimi kesmem gerektiğini de söylememiştin.” dedi. Filancanın Hristiyan bir futbol oyuncusu olduğunu, falancanın Hristiyan bir aktris olduğunu, bir başkasının Hristiyan bir senatör olduğunu duymuştu. Dolayısıyla kendisinin de pekala Hristiyan bir gangster olabileceğine kanaat getirmişti. Biliyorum, durum aslında hiç de komik değil ama yine de gülüyoruz işte. Anketör George Gallup, Hristiyan olmayı seçen Amerikalıların çoğunun günlük yaşamlarında Hristiyan olmayan kişilerden çok da farklı davranmadıklarını gözlemlemiş. Bu konuda yapılmış pek çok çalışma, araştırma ve anket de bunu doğrular nitelikte. Hristiyan olduğunu iddia edenlerin çoğunun, Hristiyan olduğunu iddia etmeyenlerden pek de farklı bir hayat sürmemesi ne anlama geliyor, biliyor rmusunuz? Boşanma oranlarından, ahlak anlayışından, cinsel deneyimlerden söz ediyoruz. Kategori üstüne kategori. Hepsinde de Hristiyan olduğunu iddia edenlerle etmeyenlerin istatistikleri neredeyse aynı. Amerika’da kiliseye gidenlerin büyük çoğunluğunun hayatında yeni bir yaşama kavuşmuş olduklarını gösteren belirgin kanıtlar bulunmuyor. Bu tabloda yanlış olan bir şeyler var.
Düşünün, yıllardır Hristiyan hayatı yaşamak üzere kiliseye giden ama hâlâ aynı günahların esiri olan, bir türlü zafer elde edemeyen kaç kişi tanıyorsunuz? Belki siz de onlardan birisiniz. Bu kişilerin bazıları değişimi arzulamıyor, bu yönde çaba harcamıyor, manevi konularla ilgili bir istek duymuyorlar, yüreklerinde bunu hissetmiyorlar. Her hafta çok sayıda kişiye vaaz veren ancak vaaz verdikleriden hiç birinin hayatında manevi yaşama dair bir kanıt göremeyen sıradan pastörler için üzülüyorum. Sorun nerede acaba? Bence en büyük sorun her hafta gelip kilise sıralarını dolduran pek çok insanın aslında gerçek anlamda yeniden doğuş yaşamamış olmaları. Fiziksel olarak hayattalar ama ruhsal olarak yaşamıyorlar. Dindarlar ama erdemli değiller. Yaşamlarında gerçek anlamda sahiplenmedikleri şeyleri sözleriyle kabul etmekten çekinmiyorlar. Ben artık evanjelik kiliselerimize düzenli olarak gelen kişilerin büyük çoğunluğunun yüreklerinin hiç değişmemiş olabileceğine inanmaya başladım. Bu kişiler İsa Mesih’in bedeni olan kilisenin üyeleri değiller. Bu kişilerin tek tek kimler olduğunu bilmeme imkan yok. Bunu siz de bilemezsiniz. Ama Tanrı biliyor. Tanrı bu Pazar sizin kilisenize, benim kiliseme, ülke çapındaki diğer bütün kiliselere gelecek olan milyonlarca insanın yüreğini gözlemliyor ve tüm bu kişilerin zamanında bir “karar” vermiş olduklarını biliyor. Bu insanlar dua ettiler. Kiliseye geldiler. Vaftiz oldular. Kiliselerde sorumluluk gerektiren pozisyonlarda çalıştılar ve önderlik yaptılar. Pazar okulunda çocuklara bir şeyler öğrettiler. Tapınma gruplarıyla beraber ilahiler söylediler. Halen de pek çok iş yapmaya devam ediyorlar ama bu insanların pek çoğu asla köklü bir değişim geçirmedi. Tanrı’nın çocukları değiller. Kilise üyesi olabilirler ama Mesih’e ait değiller. Bence bunun en önemli nedenlerinden biri, yüz yılı aşkın bir süredir modern evanjelisterin büyük oranda insanları kiliseye katılmaya, orada görünmeye, mihraba yürümeye, onu veya bunu yapaya çağırması ancak kimseyi tövbe etmeye çağırmamasıdır. Tanrı karşısında tövbe etmekten ve İsa’ya iman etmekten bağımsız olarak Müjde hakkında vaaz vermek, hatalı bir mesaj vermektir ve hatalı sonuçlara neden olur. Kiliselere pek çok insan toplayabiliriz. Bunu yapabileceğimizi ispat ettik. Ama iş vaaz vermeye, Müjde’yi duyurmaya ve paylaşmaya geldiğinde olay bambaşka bir boyut kazanıyor. İnsanlar bunları duyduklarında iman etmek için hemen sıraya girmiyorlar. Çünkü bu iş tâbiyetinizi, bağlı olduğunuz şeyleri, yurttaşlığınızı değiştirip yeni bir krala tabi olmanızı gerektiriyor. Oysa insanlar yeni bir kral istemiyorlar. Onlar kendi kendilerinin kralı olmak istiyorlar. Tövbe etmek de istemiyorlar. Oysa Tanrı onlara tövbe armağanını vermek istiyor çünkü tövbe olmadan değişim olmaz. Markos 1. Bölüm 14 ve 15. ayetlerde “Yahya’nın tutuklanmasından sonra İsa, Tanrı’nın Müjdesi’ni duyura duyura Celile’ye gitti.
“Zaman doldu” diyordu, “Tanrı’nın Egemenliği yaklaştı. Tövbe edin, Müjde’ye inanın!”. Tövbe edin ve Müjde’ye inanın. Bunlar iki ayrı teşvik veya yapmamız gereken birbirinden farklı iki şey değildir. İkisi esasen tektir. Tıpkı Şikago’dan çıkıp Denvır’a git demek gibi. Eğer Şikago’daysanız oradan ayrılmadan Denvır’a gitmeniz mümkün değildir. Tıpkı tövbe et ve Müjde’ye inan demek gibi. Eğer tövbe etmediyseniz Müjde’ye inanmanız söz konusu olamaz. Ve eğer tövbe ederseniz, Müjde’ye inanırsınız. Eğer Müjde’ye inanıyorsanız zaten tövbe etmişsiniz demektir.
Çıkış: Günahlarınız için üzülüp yas tutuyor musunuz? Yarın daimi tövbe hakkında konuşmaya devam edeceğiz.
15.Daimi Tövbe 2
Giriş: Leslie: Günahlarınızdan gerçek anlamda tövbe ettiğinizi nasıl anlarsınız? Gerçekten tövbe ettiğiniz zaman içinizde yaşam olur. Karşınızda Nancy Leigh DeMoss.
Nancy: Bugün müjdeci kiliselerimize gelen ve muhtemelen İsa Mesih’in kendilerine sağlayabileceklerinden ötürü, elde edeceklerini umdukları ya da hayatlarına katkı sağlayacağını düşündükleri şeylerden ötürü “Mesih’i kabul etmiş” pek çok insan var. Bu kişilerin yaptığı şey, tıpkı diğer dinlere mensup kişilerin yaptıkları gibi, sahip oldukları çok sayıdaki tanrıya bir yenisini eklemekten ibaret. Burada bahsi geçen tanrının t’si büyük yazılmıyor. Çünkü bu bir put. Din, milyonlarca evanjelik Hristiyan için sadece koleksiyonlarındaki putlardan birine dönüşmüş durumda. Evet, İsa’yı kabul ettiler ama asla tövbe etmediler ve Müjde’ye inanmadılar. Onlar İsa’yı Yuhanna 6. Bölümde bahsi geçen insanlar gibi, sadece O’ndan bir şeyler alabilmek için takip ediyorlar.
İsa mucizeler yaptığı sürece, aman Tanrım! Etrafında çok büyük kalabalıklar oluyordu. İsa yemek ve et sağladığı sürece, kalabalıklar oradaydı. İsa muhteşem, sıra dışı, sansasyonel şeyler yaptığı sürece çevresinden kalabalıklar eksik olmuyordu. Ancak, Yuhanna 6. Bölümde İsa kendisinin Yaşam Ekmeği olduğunu duyurduğu zaman ne olmuştu? 6. Bölüm’ün sonlarına doğru, 66. ayette “Bunun üzerine öğrencilerinin birçoğu geri döndüler, artık O’nunla dolaşmaz oldular.” diyor. Yani kilise boşalmıştı.
Ne düşünüyorum biliyor musunuz? Günümüzde eğer gerçek bir uyanış deneyimlemek istiyorsak, kilisenin öncelikle tamamen boşalmasına, sonra da gerçeklerle yeniden dolmasına ihtiyacımız olduğunu... Kiliselerimizin boşalması için çabalayalım demek istemiyorum. Söylemeye çalıştığım şey, gerçekleri söylemenin ya kiliselerimizin boşalmasına ya da insanların tövbe edip Müjde’ye inanmalarına yol açacağı. Gerçekleşmesi için dua ettiğimiz, özlemini çektiğimiz uyanış ve canlanmanın ilk ve en belirgin sonucunun milyonlarca müjdeci kilise üyesinin yaşayacağı dönüşüm olacağına inanıyorum. Günümüzde İsa Mesih’in Tanrılığını kabul etmemiş olan pek çok insan var. Bu kişiler halen kendi hayatlarını yaşamaktadırlar. Ama yaşamlarında tövbeye ya da iman meyvelerine dair bir kanıt olmamasına rağmen bu kişiler güvende olduklarını düşünerek cennete hazırlık yapıyorlar. Petrus’un Pentikost Bayramında tavsiye ettiği şey de budur. Elçilerin İşleri 2. Bölüm 38. ayette Petrus onlara “Tövbe etmelerini ve vaftiz olmalarını” önermişti. Ancak vaftiz tek başına insanları kurtarmayacaktı. Vaftiz, içsel bir değişimin, yürekten gelen bir tövbenin dışarıdan görünen meyvesi olmalıydı. Bu nedenle Petrus ““Tövbe edin, her biriniz İsa Mesih’in adıyla vaftiz olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak” diyordu. Topal dilencinin iyileştirilmesinden sonra Petrus’un verdiği ikinci büyük vaaz, Elçilerin İşleri 3. Bölümde yer alır. 19. ayette Petrus, “Öyleyse tövbe edin ve Tanrı’ya dönün” diyor. Bazı çevirilerde ise “tövbe edin ve dönün” ifadesi kullanılmaktadır. Örneğin King James çevirisinde bu cümle, “Öyleyse tövbe edin ve dönün ki böylece günahlarınız silinebilsin.” biçiminde tercüme edilmiştir. Kendi krallığınızda yaşamaya devam ettiğiniz, benlik putundan vazgeçip gerçek ve yaşayan Tanrı’ya tapınmadığınız sürece, ki buna tövbe diyoruz, günahlarınızın bağışlanması söz konusu değildir.
Elçi Pavlus Kral Agripa’nın huzuruna çıkıp Mesih İsa’nın kendisine göründüğü ve kendisini şahit olarak yolladığı konusundaki tanıklığını verirken, Elçilerin İşleri 26:19 ve 20. Ayetlerden öğrendiğimiz kadarıyla kısaca şunları dile getirmişti; “Rabbim İsa’nın söylediklerine kayıtsız kalmadım ve önce yakınımdaki kişileri sonra da özgür Roma vatandaşlarını tövbe edip Rabb’e dönmeye ve tövbelerine yaraşır işler yapmaya çağırdım”. Tanrı’nın sözü iyi işleri yaparsanız gerçek bir Hristiyan olursunuz demiyor. Aksine, eğer Hristiyansanız, tövbe ettiyseniz, iman edip Mesih’e döndüyseniz tövbenize yaraşır işler hayatınızda bunun birer kanıtı olarak kendini gösterecektir, deniyor. İyi işler, tövbekar bir yürekten dışarı sızar. Meyve yoksa kök de yoktur. Kanıt yoktur. Yaşam yoktur. Gelişim yoktur. Tövbe yoksa sadece ölüm vardır. Kutsal yazılarda ölü işlerden ve günahlardan tövbe etmek üzerinde durulur. Ölü işler nelerdir? İbraniler’in yazarı İbraniler 6:1’de ölü işlerden tövbe etmemizi söylüyor. Sadece günahlarımızdan değil, bizi kurtaracağını sandığımız inançlarımızdan da tövbe etmemiz gerekiyor. O gangsterin günahlarından ötürü tövbe etmesi gerektiği aşikar ancak iyi kilise üyelerinin de yaptıkları ölü işlerden tövbe etmeleri gerekmektedir. Tövbekar bir yaşam sürmek zorundayız. Lütfen Kutsal Kitabınızda 2. Korintliler 7. Bölüm’ü açın. Bu bölümün bir yerinde Pavlus Korint Kilisesi’ne sert, hizaya çeken ama sevgi dolu bir mektup yazmak durumunda kalıyor. Sorunun tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz ama özel bir mesele olduğunu tahmin ediyoruz. Bu sorunla ilgili ne 1. ve 2. Korintliler Bölümlerinde ne de Kutsal Kitap’ın diğer kısımlarında bir bilgi var. Anlaşılan o ki kilisede düzeltilmesi gereken bir sorun varmış. 2. Korintliler kitabının az önce belirttiğim bölümünde Pavlus, daha önceki azarlamalarına verdikleri karşılıktan ötürü oradaki imanlıları övmektedir. Peki Korintliler bu azarlamaya nasıl karşılık vermişlerdi? Tanrısal bir üzüntü ve tövbeyle. Pavlus onlara işledikleri günahın üzerinde durulması gereken önemli bir şey olduğunu söylemişti. Herhalde ortada ciddi bir sorun vardı. Gerçi her günah ciddidir. Onlar da bu uyarıya Tanrısal üzüntü ve tövbeyle karşılık vermişlerdi. Pavlus 2. Korintliler 2. Bölüm 4. Ayette “Kederlenesiniz diye değil, size beslediğim derin sevgiyi anlayasınız diye büyük bir sıkıntı ve yürek acısıyla, gözyaşları içinde size yazdım.” diyor. Bu arada Pavlus’un sözleri, ister çocuğumuz olsun, ister diğer imanlılar olsun, onları uyarmamız konusunda bir uyarı niteliği taşımaktadır. Onları sevgiyle yola getirmeye çalışmalıyız. Pavlus Korintlilere “Size bu mektubu büyük bir sıkıntı ve yürek acısıyla, gözyaşları içinde yazdım. Bunları size acı vermek için değil size karşı beslediğim derin sevgiyi anlatmak için yazdım.” demek istiyordu. Birini gerçekten severseniz ona doğruları söylersiniz. Süleyman’ın Özdeyişleri 27. Bölüm 6.ayette “Dostun seni iyiliğin için yaralar” deniyor. Pavlus da “Sizi o kadar çok seviyorum ki bunun böyle gitmesine izin veremezdim. Paylaşmak durumundaydım. Ama bunu yürek sıkıntısıyla yapıyorum. Acı çekerek yapıyorum. Bu bana eziyet ve ıstırap veriyor. Bu yüzden gözyaşı döküyorum. Bunları yazmam hiç kolay olmadı.” demek istiyor. Bu bölümü okuyunca çocuğunu büyütürken aynı zamanda onu terbiye eden bir ebeveynin durumu gözümde canlanıyor. Bu ebeveyn muhtemelen şöyle düşünürdü; “Senin üzülmen beni daha çok üzüyor”. İşte Pavlus da tam olarak bunu kastediyordu. “Sizin üzülmeniz beni daha çok üzüyor. Ama İsa’yı sevdiğim için, sizi sevdiğim için ve sizin de İsa’yı sevmenizi istediğim için bunu yapmak mecburiyetindeyim”. Pavlus daha sonra işlerin nasıl gittiğine bakması için arkadaşı Titus’u Korint’e gönderdi.
Titus, Korint’ten Pavlus’u memnun edecek haberlerle döndü. “Korintliler mektubunu almışlar. Evet, yazdıkların başta onları biraz üzmüş. Acı ve keder duymalarına neden olmuş. Ama onlar bu duruma üzüntüyle karşılık vermiş, mesajı almışlar. Gerçeği anlamış ve tövbe etmişler”. Pavlus duyduklarından ötürü çok mutlu olmuştu. Biraz önce okuduğumuz 2. Korintliler 7. Bölüm’ün konusu budur. Pavlus, 2. Korintliler 7:7’de “Titus beni özlediğinizi, benim için üzülüp gayret ettiğinizi bize anlatınca sevincim bir kat daha arttı.” diyor. Yani Titus, mektubuma verdiğiniz karşılığı bana aktardı demek istiyor. 8. Ayette “Mektubumla size acı verdiysem bile pişman değilim. Aslında pişman olmuştum –kısa bir süre için de olsa, o mektubun size acı verdiğini görüyorum” diye sürdürüyor sözlerini. Peki, Pavlus ne demek istiyor? “Bu mektubu yollarken aklımda soru işaretleri vardı” demeye çalışıyor. “Doğru mu yaptım? Doğru yöntemi mi kullandım? Herhangi bir şekilde sizi üzüp size zarar verdim mi?” Pavlus, bu değerli Tanrı çocuklarının imanlarına zarar vermek istememişti. İmanlarını zedelemek de istememişti. Bu mektubu yazarken bir karşılık almayı da ummamıştı. Bilirsiniz, hiçbir mektup yüz yüze görüşme kadar etkili değildir. Ama Pavlus yine de “Sizi üzmek pahasına bu mektubu yollamaya mecburdum” diyor. Korintliler için imanda manevi babaları olarak gördükleri bir kişiden bunları duymak oldukça zor olmuştur herhalde. Pavlus her ne yazdıysa oldukça vurgulu bir dil kullanmış olmalı ki, Korintliler onun sözlerini hafife almamışlar. Okudukları şeyler onları kedere sürüklemiş. Pavlus yine de “Sizi üzdüğünü bilmeme rağmen size bu mektubu yazdığım için pişmanlık duymuyorum” diyor. Devam etmeden önce, mektubunun onları gerçekten de üzdüğünü belirtmeme izin verin. Bu acı verebilecek bir tavsiye idi. Gerçek anlamda canlarını yakmıştı. Onları üzmüştü. Yaralamıştı. Yaralarının verdiği acıya bir süre katlanmaları gerekmişti.
Çıkış: Günahlarınız için üzülüp yas tutuyor musunuz? Bir sonra ki programda daimi tövbe hakkında konuşmaya devam edeceğiz.
A Word-HTML átalakító a legjobb ingyenes online eszköz a Word, az Excel, a Google Dokumentumok és bármely más dokumentum webes cikkekké alakításához.
16.Daimi Tövbe 3
Giriş: Leslie: Günahlarınızdan gerçek anlamda tövbe ettiğinizi nasıl anlarsınız? Gerçekten tövbe ettiğiniz zaman içinizde yaşam olur. Karşınızda Nancy Leigh DeMoss.
Nancy: İsa’nın Bedeni’nde çocuklarınıza veya diğer imanlılara tanrısal bir uyarı yapmak istediğinizde, onları incitebilirsiniz. Bu nedenle bunu alçak gönüllülükle yaptığınızdan emin olun. Aynı zamanda bunu doğru bir tutumla yapın. Yüreğinizde onlara karşı kızgınlık değil keder taşıdığınızdan emin olun. Onları, Pavlus’un Korintlileri uyardığı gibi, sevgi dolu ve şefkatli bir yürekle uyarın. Uyarınızı duyan kişinin üzüntü yaşaması, her zaman sizin yanlış bir şey yaptığınız anlamına gelmeyebilir. Düzgün bir biçimde verilen terbiye acı vermelidir çünkü tövbe ve değişime yol açan şey, acıdır. Bu konuda İbraniler 12. Bölüm 11. Ayette terbiye edilmenin ilk anda hiç tatlı gelmeyeceği, tam tersi acı geleceği söyleniyor. Yani acı vermeyen terbiye etkili bir terbiye olmayabilir. İbraniler’in yazarı sözlerini şöyle sürdürüyor; “Ne var ki, böyle eğitilenler için bu sonradan esenlik veren doğruluğu üretir”. Evet, bu acı verir. Siz anneler çocuklarınızı terbiye ederken bunu yaşamışsınızdır. Çocuğunuzu terbiye etmiyorsanız onu sevmiyorsunuz demektir.
Çocuklarınızın yanlışlarını düzeltmiyorsanız, küçük çocuklarınız isyankar davranıp söz dinlemediklerinde onlara ceza vermiyorsanız onları sevmiyorsunuz demektir. Eğer bir başka imanlıyı doğruları dile getirecek kadar sevmiyorsanız, onu gerçek anlamda sevmiyorsunuz demektir. Fakat doğruları dile getirdiğinizde, Kutsal Kitap disiplinini, kilise disiplinini devreye soktuğunuzda biraz önce bahsettiğimiz durum ortaya çıkacak. Bu, onların canını acıtacak. Üzüntü duymalarına neden olacak. Ama uyarıyı etkin kılan şey de işte bu acı ve üzüntüdür. Günahlarımız yüzünden pişman olmadığımız sürece onlardan kurtulamayız. Günahlarımız nedeniyle acı çekmek iyi bir şeydir. Pavlus diyor ki “Evet, Korintliler acı çektiler, bu onları kederlendirdi. Mektubumla onları üzdüm. Ama onlar bunun sonucunda günahları için yas tuttular. Bu iyi bir şeye vesile oldu”. Günahlarınız için en son ne zaman yas tuttunuz? Ne sıklıkla günahlarınız için yas tutuyorsunuz? Sadece günahlarınız açığa çıktığı için üzülmenizden bahsetmiyorum, günahlarınızın kökeninden bahsediyorum, yani o günahı işlemenize neden olan şeylerden... Neden Tanrı’ya isyan ettiniz? Tanrı’ya olan isyanınız, bencilliğiniz ve gururunuz sizi o insanla o şekilde konuşmaya itti. En son ne zaman günahlarınızın neden olduğu şeyler hakkında yas tutup Tanrı’yla dertleştiniz? İtiraf etmeliyim ki bunu ben de nadiren yapıyorum. Bu nedenle suçlanabilirim. Ama Tanrı’nın yüreğimde yapmasını istediğim bir şey varsa o da bana günahlarım için yas tutma yeteneği ve lütfunu vermesidir. Ben yalnızca gözyaşı dökmekten söz etmiyorum ama gözyaşı dökmek de bunun bir parçası olabilir. Yani hiç günahlarınızı düşünüp ağlamadıysanız bu durumda Tanrı’dan gözyaşı armağanını isteyebilirsiniz. Ancak kovalar dolusu gözyaşı döküp bir an olsun gerçek anlamda tövbe etmemiş olmanız da olasıdır. Matta 5:4’te İsa, “Ne mutlu yaslı olanlara! Çünkü onlar teselli edilecekler” diyor. Günahlarımız için üzülüp yas tutmayı öğrenmek tövbenin bir parçasıdır. Bir defasında kadınlara yönelik bir hizmette çalışıyordum. 2 hafta sürecek olan toplantılarımızın ilk haftasında her sabah, tek tek bu kadınları daha yakından tanıdıkça her birinin üzerinde günahlarıyla ilgili bir ağırlık, bir yas tutma hali gözlemliyordum. Her biri günahlarını paylaşıyor, Tanrı’nın onları hangi nedenden ötürü uyardığını ve yüreklerinde bununla ilgili neleri değiştirdiğini paylaşıyorlardı. Üzerinden neredeyse 15 yıl geçmiş olmasına rağmen bu olayı halen hatırlarım. Hristiyanlık hizmetinde çalışan genç bir insan olarak eğilimim, onları bu durumdan kurtarmak yönündeydi. Hemen Tanrı’nın lütfunu devreye sokup “Lütfen üzülmeyin. Yas tutmanıza gerek yok. Her şey yolunda.” demek istiyordum. Onlara karşı merhametli olmaya çalışıyordum. Merhametin de, lütfun da zamanı ayrıdır. O günlerde, o özel ortamda Tanrı’nın yüreğimi etkilediğini hatırlıyorum. Bana adeta, “İnsanların yüreğinde bu baskıya neden olan şey Tanrıysa eğer, onları bundan kurtarmaya veya rahatlatmaya çalışma. Onları çarmıhtan uzaklaştırma. Günahları nedeniyle yeterince üzülüp yas tutmalarına engel olma. Bu, sürecin önemli bir parçası” diyordu. Bunun üzerine bir adım geride durup Tanrı’nın günahları nedeniyle bu kadınların üzerine koyduğu yargıyı, üzüntü ve yası izlemekle yetindim. Size şu kadarını söylemek isterim ki ikinci hafta üzerlerine bir kurtuluş ve rahatlama geldiğinde her şey o kadar tatlı, öyle dolu dolu, zengin ve özeldi ki herhalde hayatımda ilk kez, günahlarımız nedeniyle acı çekip yas tutmaya ne derece istekli olursak, aynı ölçüde Tanrı’nın affediciliği ve lütfuyla yaşanan kurtuluş ve özgürlüğü tadabileceğimizi gördüm. Pavlus, “Mektubum üzülmenize yol açtı” diyor.
Şu kadarını söylememe izin verin; günah, kısa süren mutluluklar getirir ama sonu acıdır, elemdir. Günah size ancak şunu verebilir; bir mevsimlik mutluluk karşılığında bitmez tükenmez bir keder. Buna karşılık tövbe, kısa süreli bir acı ve elemin sonucunda size bitip tükenmeyen bir yaşama sevinci sunar. Hangisini tercih edersiniz? Sonsuza dek acı çekeceğinizi bilerek günahın verdiği bir dönemlik hazzın tadını çıkarmayı mı yoksa size sonsuz bir sevinç getireceğini bildiğiniz için bir süreliğine günahlarınız yüzünden keder duymayı mı? Bu bölüm hakkında konuşmaya devam edeceğiz ve tövbenin başka belirtileri üzerinde duracağız. Ancak şu an için bir süre daha acı çekip yas tutma durumunda kalmamızı istiyorum. Günahlarınız için acı çekip yas tutuyor musunuz? Tanrım, lütfen günahlarımızı Senin baktığın açıdan görebilmemiz için yüreklerimize dokun! Bize Senin yargılamandan kaynaklanan acıya, elem ve kedere gönüllü olarak katlanma isteği ver. Kutsal Ruh’un bizi yargılamasıyla günahlarımıza objektif bir biçimde bakabilelim. Onları Sana karşı işlenmiş büyük bir suç olarak görelim ki günahlarımız için Tanrısal bir yoldan, Kutsal Kitap’ta bize söylendiği biçimde keder duyup acı çekebilelim. Bize Tanrısal bir keder ver ki bu bizim yüreklerimizde gerçek bir tövbeye ve uzun vadeli bir değişime neden olsun. İsa Mesih’in adıyla dua ediyorum, amin.
Çıkış: Tövbe hakkında sorularınız varsa bize 05415437656 numaralı watsup hattından ulaşabilir ve bu konuda daha çok şey öğrenebilirsiniz.
*Yalnızca podcast sezonunun yayını sırasında sunulan teklifler.